ÇOCUKLAR İÇİN İHTİSAS MAHKEMELERİNİN ÖNEMİ

Yorum yapılmamış

Adalet sistemleri, bireyleri topluma kazandırmakta en son basamak olmasına rağmen en önemli basamaktır. Çocuklar ise toplumun devamını sağlayacak olan kişilerdir. Çocukların içerisinde bulunacağı hiçbir adalet sistemi, yetişkin kişilerinki kadar katı, cezalandırmaya yönelik ve şekilci bir yaklaşımla yürütülmemelidir. Çünkü çocuklar devamlı gelişimlerini sürdürmektedirler ve aynı zamanda korunmaya muhtaçdırlar. Adalet sistemi çocukların gelişimlerine çocuğun üstün yararını gözeterek, eğitici, koruyucu, yol gösterici tedbirler alarak zihinsel, kültürel ve sosyolojik gelişimlerine katkı sağlamalıdır. Huzur ve refah içerisindeki ideal toplumlar; hakları tümüyle gözetilmiş, adalet inancı yüksek çocukların varlığıyla mümkün olacaktır.

Çocuk haklarının uluslararası düzeyde koruyan, dünya üzerinde 142 devlet tarafından tanınıp onaylanmış olan en önemli sözleşme; Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesidir. Bu sözleşmede yer alan birçok madde ulusal hukuk sistemimiz içerisinde Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda, Türk Ceza Kanununda, Çocuk Koruma Kanununda çocuğun üstün yararı gözetilerek, kanun maddelerinde açıkça yer almıştır. Ancak kanunların uygulama alanlarında ve uygulanmalarındaki ihmallerle ilgili yaptırımlarında sorunlar olduğu; suçtan zarar gören veya suça sürüklenen çocukların ilerleyen yaşlarda suç işleme oranlarındaki yönelimi, uygulamalarda öngörülen tedbir ve müeyyidelerin olumlu etkilerinin olmadığından ne yazık ki anlaşılmaktadır.

Suça sürüklenen ve ya suçtan mağdur olan çocuklar kolluk birimlerinde, soruşturma ve kovuşturma aşamalarında, infaz aşamasında, koruma ve tedbirlerin alınmasında ve ilgili kurumlarda ihmal ve ihlal edilmektedir.

Türkiye de Çocuk Polis Şube, Çocuk Mahkemeleri, Çocuk Islahevleri, Çocuk Bakımevleri, yetişkinlerden ayrılarak özelleştirilmiş olsa da bu kurumlarda olan görevlilerin ne yazık ki hepsi alanında uzman, çocuğun üstün yararını gözeten kişiler değildir. Uygulamadaki eksikliklerin en başlıca sorunun bu olduğunu söyleyebilmek mümkündür.

Çocuk Koruma Kanunu’nun md.18/1’de Çocuklara zincir, kelepçe ve benzeri aletler takılamaz. Ancak; zorunlu hâllerde çocuğun kaçmasını, kendisinin veya başkalarının hayat veya beden bütünlükleri bakımından doğabilecek tehlikeleri önlemek için kolluk tarafından gerekli önlem alınabilir.ifadesi yer alırken, ne yazık ki uygulamada çocuklarımıza ters kelepçe takıldığını, yürürken, ekip arabalarına bindirilirken orantısız şekilde fiziksel güç kullanıldığını görmekteyiz. Suça sürüklenen çocukların yetişkinlerden ayrı tutulması da ilgili kanunun çocukları korumaya yönelik olan bir diğer maddesidir. Bazı illerimizde kolluk birimlerimizin fiziki şartlarının yetersiz olmasından dolayı, bu madde de göz ardı edilmekte ve çocuklar yetişkinlerle aynı nezarethanelerde tutulmaktadırlar.

Suç mağduru olan çocuklar için de birçok ihlal ve ihmal uygulamada karşımıza çıkmaktadır. Özellikle istismar mağduru çocukların ifadelerinin Türkiye’deki Kasım 2019 verilerine göre 42 ilde 45 eğitim ve araştırma hastanesinin bünyesinde kurulan Çocuk İzlem Merkezleri’nde sesli ve görüntülü kayıt ile alınması gerekliyken; gerek bu merkezlerin her ilde bulunmaması gerekse de kolluk biriminin ihmalleri nedeniyle ne yazık ki bu uygulama her olayda yerine getirilememiştir. İstismar mağduru çocukların ifadelerinin bu merkezlerde bulunan uzman pedegog veya psikolog eşliğinde alınmadığı zaman, bu durum çocukların ikinci bir travma yaşamalarına neden olmaktadır. Bu yöntemin uygulanmadığı hallerde çocukların ifadesi alınırken yetişkinlere uygulanan ifade alma teknikleri uygulanmakta, dava konusu olay mahkeme salonlarına gelene kadar çocukların ifadesine defalarca kez başvurulmaktadır. Çocuk Koruma Kanunu’nun md.31/4. de; kolluğun çocuk birimindeki personeline kendi kurumları tarafından çocuk hukuku, çocuk suçluluğunun önlenmesi, çocuk gelişimi ve psikolojisi, sosyal hizmet gibi konularda eğitimler verilir aynen yer aldığı üzere, bu kurumdaki kişilerin bu konuda uzmanlaşmış kişiler olması gerekirken, ne yazık ki konusunda tam uzman yeterli sayıda kişi bulunmamaktadır. Söz konusu eğitimler, sadece hizmet içi eğitimlerle sınırlı kalmaktadır. Bu alanda uzman olmayan kişilerin çocuk ile iletişim kurmaları, çocuğun psikolojik gelişimine ciddi zarar vermektedir.

Çocuk Mahkemeleri 1987 yılından bu yana suça sürüklenmiş ve suç mağduru olan çocuklar için hizmet vermektedir. Ancak Adli Sicil ve İstatistik Müdürlüğü’nün 2018 Adli İstatistiklerini incelediğimizde; çocukların %10,4’nün ağır ceza mahkemelerinde, %4,0’nün çocuk ağır ceza mahkemelerinde, %43,2’nün çocuk ceza mahkemelerinde, %42,4’nün ise asliye ceza mahkemelerinde yargılanmıi olduğu görülmektedir. Çocuk Koruma Kanunda Madde 32/1; Mahkemelerde görevlendirilecek hâkimler ve Cumhuriyet savcıları ile sosyal çalışma görevlilerine ve denetimli serbestlik ve yardım merkezi şube müdürlüğünde görevli denetim görevlilerine, adaylık dönemlerinde Adalet Bakanlığınca belirlenen esaslara uygun çocuk hukuku, sosyal hizmet, çocuk gelişimi ve psikolojisi gibi konularda eğitim verilir. Ve mahkemelere görevlendirilenlerin, görevleri süresince, alanlarında uzmanlaşmalarını sağlama ve kendilerini geliştirmelerine yönelik hizmet içi eğitim almaları sağlanır” hükmü çerçevesinde baroların ve HSK’nın hizmet içi eğitimleri desteklenmektedir. Ancak bu eğitimlerin genelde yüzeysel bilgiler içeriyor olmasından dolayı, eğitim verilen kişilere alanlarında tam anlamıyla uzmanlaşma sağlayabildiğini kesim olarak söyleyebilmek mümkün değildir.

Nitekim Çocuk Koruma Kanunu’nun 22. Maddesinde; “Duruşmada hazır bulunan çocuk yararı gerektiğinde duruşma salonundan çıkartılabileceği gibi sorgusu yapılmış çocuğun duruşma salonunda hazır bulundurulmasına da gerek görülmeyebilir.” hükmü açıkça yer alıyor olmasına rağmen, ne yazık ki çocuklar hala mahkeme salonlarında tüm duruşma boyunca bekletilerek psikolojik açıdan zarara uğratılmaktadırlar. Gerek suça sürüklenen çocuk, gerekse de suç mağduru çocuk olsun BM Çocuk Hakları sözleşmesinin en önemli maddesi olan 18 yaşını doldurmamış her birey çocukturifadesinin sağladığı, çocuğun üstün yararı gözetilerek, çocuklara pozitif ayrımcılık ile yargılama yapacak yargı mensuplarına ihtiyaç vardır. Çocuğun bilgisine başvurulması gerektiği hallerde onun dilinden anlayan, psikolojik ve kültürel gelişimine zarar vermeden onunla iletişim kurulması gerekmektedir. Mahkeme salonu gibi gergin ortamlarda çocuğun onurunu zedeleyecek sorular sormaktan kaçınılmalıdır.

Tam da bu noktada yakın geçmişte yaşanmış son derece yanlış bir diyaloğu hatırlatmak isteriz. Bir istismar vakasında yargılamayı yapan hakim, mahkeme salonunda ifadeyi alırken mağdur çocuğa yönelik olarak, annenin üstünde göster bakalım kızım, amca seni nasıl öptüşeklinde son derece yanlış ve çocuğu örseleyen bir soru sormuştu. Bu olay medyanın da gündemine gelmişti ve tartışılmıştı. Ancak mağdur çocuğa onca insanın içerisinde bu travmayı yaşatan hakim hakkında herhangi bir yasal bir işlem başlatılmamıştır.

Alanında uzmanlaşmış olmak kavramından belli yaş aralıklarındaki gelişim dönemlerine göre çocuklara nasıl yaklaşılması gerektiğinin bilinmesi olarak anlaşılması gerekmektedir. Ağır ceza mahkemelerinde, yetişkin ve bilinçli olarak suç işlemiş olan kişilerle kurulan iletişimle, çocuk yaştaki bir birey ile kurulacak ilişki arasında fark olması gerekmektedir. Ayrıca çocukların ifadeleri Türkiye’de 55 ilde 63 adliye de bulunan Adli Görüşme Odalarında alınması gerekmektedir. AGO’ların bulunmadığı illerde ise; mahkemede bulunan sosyal hizmet uzmanı veya pedegog desteği ile adliye içerisinde çocuğun rahat olabileceği bir ortamda çocuğun ifadesinin alınması gerekmektedir.

Sosyal hizmet uzmanları, mahkemedeki diğer görevli kişiler ile suç mağduru veya suça sürüklenen çocuk arasındaki iletişimi kolaylaştırmak için bulunurlar. Bu kişiler çocuğun üstün yararı ilkesini esas alarak, çocuk ile iletişimde çocuğun psikolojisini kötü etkileyecek durumlardan çocuğu korumakla yükümlüdürler. Sosyal hizmet uzmanları çocuğa mahkeme süreci hakkında bilgiler verirken ve çocuğu mahkeme sürecine hazırlarken, çocuğun psikolojik gelişimine uygun şekilde bilgiler aktarması gerekmektedir. Uzmanlar hazırlayacakları sosyal inceleme raporlarında sadece çocuğun beyanlarını değil, çocuğun ailesinden, sosyal çevresinden gerekirse okulundaki öğretmenlerinden dahi bilgiler alarak, bu bilgileri de raporunda yer vermelidir.

Ayrıca Çocuk Koruma Kanunda belirtilen sosyal hizmet uzmanlarının görevleri arasından  Kanun kapsamında mahkemeler ve çocuk hâkimleri tarafından verilen diğer görevleri yerine getirmektir.maddesinin çıkartılmasının yerinde olacağı kanaatindeyiz. Şöyle ki; sosyal hizmet uzmanlarının davalarda çocuklarla mesleklerinin yarattığı etiğe uygun şekilde ilgilenebilme, onların ihtiyaçlarına yönelik çözümler üretebilme ve raporlarında çocuğun üstün yararını gözetecek şekilde tedbir ve önerilerde bulunmak esas görevleri olmaları ve bu hususta titiz bir biçimde çalışmalıdırlar.

Nasıl ki bir hastanede bir beyin cerrahı kalp ameliyatı yapmıyorsa, çocuk alanında uzman olmayan kişi ve kurumun da çocuk ile ilgili yapılacak çalışmalardan uzak durması gerekmektedir. Çocuklar toplumları geleceğe taşıyacak olan can damarlarıdır. Bu yüzden çocuk ihtisas mahkemeleri kurularak burada görevlendirilecek hakim, savcı, müdafi, vekil, sosyal hizmet uzmanı, psikolog, pedegog gibi kişilerin lisansüstü bir eğitimle alanlarında uzman kişilerden seçilmesi gereklidir. Dünyanın en iyi kanunlarının dahi, uygulayacaların elinde doğru uygulanmazsa heba olabilir. Toplumlar suçla mücadele kapsamında çocukların, suçun mağduru veya faili olmasını ayırt etmeksizin, pozitif ayrımcılık ve hümanizm ilkeleri ışığında çocukların tüm haklarını gözetmek zorundadırlar.

 “Doğa çocuğa adam olmadan önce, çocuk olmayı buyurur.”

J.J. Rousseau

Av. Begüm Gürel & Çiğdem Çetin (Hukuk Fakültesi Öğrencisi)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Zorunlu alan!
Zorunlu alan!
Lütfen geçerli bir e-posta adresi girin.
You need to agree with the terms to proceed

Menü