Günümüzde teknolojinin ilerlemesi ile birlikte suç örgütleri, suç işlerken ve suça ilişkin soruşturmalardan kaçarken hem daha iyi organize olmakta hem de daha kolay ve hızlı bir şekilde iletişime geçmektedirler. Suç örgütlerinin bu hızlı işleyişi, kolluk kuvvetlerinin suça ve suçun faillerine ulaşmasını zorlaştırmış ve dolayısıyla 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’na arama, elkoyma ve tutuklama gibi klasik tarzdaki koruma tedbirlerinin yanında ek olarak teknik araçlarla izleme gibi yeni tedbirler eklenmiştir. Bu şekilde teknik araçlarla izleme gibi yeni tedbirlerle, suç faillerinin tespit edilmesindeki zorluklar aşılmak istenmiş ve klasik koruma tedbirlerine oranla farklılık arz eden bu tedbirlerin Ceza Muhakemesi Kanunu’nda düzenlenmesine neden olmuştur.

Teknik araçlarla izleme, video kamera ve dinleme cihazları gibi izleme ve dinleme yapılmasına olanak veren teknik araçlar yardımıyla, işlenen suç hakkında delil toplamak ve faile ya da faillere ulaşmak için başvurulan gizli bir koruma tedbiridir. Genel tanımıyla teknik araçlarla izleme; insanın görme ve işitme duyuları ile edinebileceğinin de ötesinde bilgiye ulaşabilmesi maksadıyla özel bazı düzenekler kullanılarak yapılan incelemelerdir. Ceza hukukunda teknik araçlarla izleme; yapılan soruşturmalarda delil toplayabilmek maksadıyla kullanılan, insanüstü bir çaba gerektiren ve bazı araç gereçlerin kullanılmasını zorunlu kılan hallerde bilgi ve delil toplamak için başvurulan bir yöntem olmaktadır. Dolayısıyla Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 140. maddesinde düzenlendiği anlamıyla teknik araç terimi ile insanın görme ve işitme duyusunun ve algılama yeteneğinin sınırlarını aşmasına yardımcı olan teknik düzenekler kastedilmektedir. Nitekim teknik araçlarla izleme tedbiri bir araç niteliğindedir.

Aynı zamanda telekomünikasyon vasıtasıyla yapılan iletişimin denetlenmesinden farklı olarak teknik araçlarla izleme tedbiri, iletişim araçları kullanılmadan kişinin bulunduğu yerdeki seslerin uzaktan dinlenmesi, görüntülenmesi veyahut kişinin bulunduğu ortamdaki algılayıcılarla tespit edilmesi ve sair işlemlerden meydana gelmektedir. Bu noktada teknik araçlarla izleme işitsel takip, görüntülü takip, algılayıcılarla takip ve veri takibi olmak üzere dört şekilde gerçekleştirilmektedir. Fakat teknik araçlarla izleme tedbirinin uygulanmasında sık bilinen en klasik yöntemlerden biri olarak dinleme ve kayıt cihazının bir ortama yerleştirilmesi ve böylece o ortamda gerçekleşen konuşmaların kayıt edilmesi karşımıza çıkmaktadır.

Öte yandan Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 140. Maddesinde düzenlenen uygulamayla teknik araçlarla izleme tedbiri çerçevesinde ne gibi yöntemlerin uygulanabileceği, hangi teknik gelişmelerin bu kapsamda yer alacağı ve bunlara dair uygulanacak olan usul ve esaslar da belirlenmiş değildir. Zira teknolojideki gelişmelerle birlikte teknik araçlar da sürekli olarak gelişmekte ve değişmektedir. Hal böyle olunca ses, sinyal veya görüntü izlenmesini ve ses kaydı yapılmasını sağlayan her türlü teknik araç vasıtasıyla teknik araçlarla izleme yapılabilmesi mümkün olmaktadır. Ayrıca teknik araçlarla izleme tedbiri amacına göre adli ve önleme olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Gerek önleyici gerekse de adli kolluk hizmetlerini yerine getirecek olan devlet gücü polis ve jandarma teşkilatı olmaktadır. Bu şekilde önleme amaçlı teknik araçlarla izleme; 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu ek 7. maddesinde ve 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanunu ek 5. maddesinde düzenlenmiştir. Adli amaçlı teknik araçlarla izleme ise; Ceza Muhakemesi Kanunun 140. Maddesi ile hüküm altına alınmıştır. Ayrıca düzenlendiği yer farklılığının yanında, önleme amaçlı teknik araçlarla izleme tedbirine; henüz suç işlenmeden ve suç soruşturması başlamadan önce suç işlenmesini önlemek ve istihbari amaçlarla başvurulmaktadır. Adli amaçlı teknik araçlarla izleme tedbirine ise; soruşturma başladıktan sonra başvurulabilmektedir. Ayrıca bu temel farklılıklarının yanında, her iki durum içinde karar verecek mercii ve süre gibi diğer bazı farklılıklar da mevcuttur.

Yine Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 140. maddesindeki düzenleme suç işlendikten sonra uygulanabilecek olan bir düzenleme olup, suçun işlenmesinden önceki aşama için Mobil Elektronik Sistem Entegrasyonu kameralarıyla yapılan ve kamuya açık alanların ve işyerlerinin izlenmesi için kamera ile yapılan izlemeler idari niteliğe sahip izlemeler olduğundan bu tür izlemelerde EGM ve Jandarma teşkilatı yetkilendirilmiştir. Dolayısıyla önleme amaçlı teknik araçlarla izlemede sadece EGM teşkilatına yetki verilmemiş, ayrıca Jandarma teşkilatına da bu konu ile ilgili yetki verilmiştir. Diğer taraftan Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 140. maddesinde yer alan teknik araçlarla izleme tedbiri ifade edileceği üzere, özü itibariyle temel hak ve hürriyetleri sınırlayan ve onlara müdahale niteliği taşıyan bir koruma tedbiri olması nedeniyle ilgili tedbir uygulanırken Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen ölçü kuralına dikkat edilmelidir.

Ceza yargılaması normlarının temel amacına bakıldığında, bireylerin temel hak ve hürriyetlerini ve daha özelde şüpheli veya sanığın haklarını korumak olarak görünse de sadece bunlardan ibaret olmamaktadır. Asıl amaç, sosyal ve toplumsal düzenin korunması ve bireylerin temel hak ve hürriyetlerine saygı duyulması arasında bir denge kurularak hakikatin ortaya çıkarılmasıdır. Nitekim suç örgütlerinin işleyişi nedeniyle işledikleri suçların ortaya çıkartılması bazen oldukça güç olmakta hatta kimi zaman imkansız olmaktadır. Bu sebeple örgütler tarafından toplum ve devlete verilen zararlar bu örgütlerin eylemlerinin daha fazla teknik alt yapıyla ve daha fazla kişi tarafından, organize bir şekilde izlenmesi gereğini meydana getirmiştir. Bu şekilde teknik araçlarla izleme tedbirinin hukukumuzda yer almasındaki amaç, örgütlü suçlarda ortaya çıkan engelleri aşmak ve Kanunda sayılan bazı suçların ortaya çıkartılması için delillere ulaşmaktır. Söz konusu bu tedbirle ulaşılmak istenen amaçlar suç işlenmesinin önlenmesi, şüpheli veya sanıkların yakalanması ve suç delillerinin ele geçirilmesi olarak sayılabilmektedir. Zira teknik araçlarla izleme tedbiri her ne kadar koruma tedbiri mahiyetinde bir tedbir olsa da doktrinde bu tedbirin delile ulaşmada kullanılan bir araştırma vasıtası olduğu şeklinde görüşler de mevcuttur. Ayrıca normal şartlarda kişilerin kamusal alanlarda gerçekleştirdikleri görüntü ya da ses içerikli eylem, söz ve faaliyetlerin onların haberi ve rızası olmaksızın izlenmesi, kayda alınması ve kullanılması suç oluştururken; bu tedbirin uygulanması durumunda hukuka uygunluk nedenlerinden biri olan kanun hükmünün icrası amacıyla verilmiş bir mahkeme kararı bulunması nedeniyle suç sayılmamaktadır.

Ceza muhakemesinde teknik araçlarla izlemenin özellikleri, soruşturma ve kovuşturma evrelerinde başvurulabilmesi, gizli olma özelliği, orantılı olma özelliği şeklinde sıralanabilmektedir. Şartları ise; somut delillere dayanan kuvvetli suç şüphesi, başka suretle delil elde edilememesi ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 140. maddesinde yer alan katalog suçlardan birisini işlemiş olmasıdır. Bu şekilde ilgili maddede belirtilen her üç koşulun hepsinin bir arada bulunması oldukça önem arz etmektedir. Zira aksi takdirde bu tedbire başvurulabilmesi mümkün değildir.

Anılan tedbir hakkında karar verecek merciler, şüpheli ve sanık ifadelerinden yola çıkılarak soruşturma evresinde sulh ceza hâkimi, kovuşturma evresinde ise yetkili ve görevli hâkim tarafından tedbire karar verilmektedir. Yine anılan kanunun 140. maddesinin ikinci fıkrasında; teknik araçlarla izleme tedbirine hâkim tarafından karar verileceği belirtildikten sonra, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısı tarafından da tedbire karar verilebileceğinden bahsedilmiştir. İlgili madde devamında ise, Cumhuriyet Savcısı tarafından verilen kararların yirmi dört saat içerisinde hâkimin onayına sunulacağı ve hâkimin de kararını en geç yirmi dört saat içerisinde vereceği belirtilmiştir. Yine gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısı tarafından verilen tedbir kararı hakkında karar vermeye yetkili olan hâkim, sulh ceza hâkimi iken; kovuşturma evresinde tedbire başvurulma ihtiyacı durumunda kovuşturmayı yapan mahkeme tarafından karar verilmektedir. Bu noktada önemle belirtmek gerekirse anılan tedbire Cumhuriyet savcısı tarafından karar verildiği durumlarda bu kararlara karşı hâkim onayının alınması hususu, kişilerin özel ve aile hayatlarının izlenmesi, görüntülenmesi ve kaydedilmesi hallerinde Anayasal güvence altına alınan kişi hak ve hürriyetlerine güvence sağlamak amacıyla getirilmiştir. Zira teknik araçların yerleştirilmesi noktasında ortada verilmiş bir hukuki yetki bulunmuyorsa; bu durumda mülkiyete haksız müdahale ya da konut dokunulmazlığının ihlali durumu ortaya çıkabilecektir.

Diğer taraftan Ceza muhakemesinde koruma tedbirleri süresiz bir şekilde uygulanmamaktadır. Bu durum hem yargılamanın olabildiğince kısa olmasını sağlamak ve suç şüphesi altında bulunan kişilerin hukuksal durumlarının bir an önce tespitinin sağlanması açısından hem de koruma tedbirleri ile kişilerin özgürlüklerine uzun süre boyunca müdahale edilmemesi açısından oldukça önem arz etmektedir. Nitekim söz konusu tedbir için verilebilecek olan en kısa ve en uzun süre kanun tarafından belirlenmiştir. Bu husus hukuk devletinin ve kanunilik ilkesinin bir gereğidir. Dolayısıyla Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 140. maddesinin üçüncü fıkrasında; teknik araçlarla izlemeye ilişkin verilecek kararın en çok üç haftalık süre için verilebileceği belirtilmiştir. İlgili madde devamında söz konusu üç haftalık sürenin gerek duyulduğu hallerde ise, bir hafta daha uzatılabileceğine belirtilmiştir. Böylelikle süreler bu hallerde, uzatma kararıyla birlikte toplamda en fazla dört hafta olmaktadır. Bilahare bu şekilde belirtilen sürelerin dolması halinde verilen karar, ayrıca bir karar alınmasına gerek olmaksızın kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Başak bir deyişle yine tedbir için öngörülen sürenin sona ermesi halinde ve söz konusu tedbire Cumhuriyet savcısı tarafından karar verilmesi ve bu kararın da hâkim tarafından kanunda öngörülen süre içinde onaylanmaması hallerinde de tedbir kendiliğinden sona erecektir. Nitekim söz konusu tedbire hükmedilen kararda belirtilen süre geçtikten sonra artık şüpheli veya sanığın faaliyetlerinin izlenmesi, görüntülenmesi ve kayda alınması mümkün olmamaktadır. Zira, süresi dolduktan sonra bu şekilde elde edilen veriler hukuka aykırı delil niteliğine haiz olduğundan, suçu aydınlatıcı nitelikte olsa yahut faile ulaşılmasını sağlasa dahi yargılama sürecinde kullanılamayacaktır.

Son olarak, tedbire karar verilmesi hallerinde verilen karara karşı Ceza Muhakemesi Kanunun 267. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen ve hâkim kararları ile kanunun gösterdiği hallerde mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebileceğini düzenleyen hüküm uyarınca itiraz kanun yoluna başvurulmaktadır. Fakat teknik araçlarla izleme tedbirinde itiraz kanun yoluna, hakkında teknik araçlarla izleme tedbirine karar verilen kişinin verilen bu kararda, tedbirin gizli icra edilmesi nedeni ile haberdar olmamasından dolayı başvurması mümkün olmamaktadır. Yine kovuşturma aşamasında ise, mahkeme veya hâkim tarafından re’sen tedbire başvurulması durumunda itiraz yoluna gidilmesi mümkündür. Ancak  bu durumda da mahkeme tarafından itiraz yolunun işletilmesi için ilgili kanunun 267. maddesi uyarınca açık bir hüküm bulunmalıdır. Bu açıdan soruşturma evresinde itiraz sadece Cumhuriyet savcısı tarafından tedbire başvurulmasının istenmesi ve bu istemin sulh ceza hâkimi tarafından kabul edilmemesi halinde mümkün olmaktadır.

Netice olarak ceza hukukunda teknik araçlarla izleme tedbiri, toplumsal düzeni önemli derecede bozma ihtimali olan bazı ağır suçları önlemek ve kişilerle toplumun hukuki menfaatlerinin korunması için uygulanabilecek bir tedbir olmaktadır. Dolayısıyla bahsedilen amaç dışındaki maksatlar ile kişilerin kişisel verilerinin kayıt altına alınarak kullanılması mümkün değildir. Bu nedenle söz konusu durumu gerçekleştirmek üzere ceza kanununda teknik araçlarla izleme tedbirinin uygulanacağı suçlar katalog halinde ve sınırlı bir şekilde sayılmış ve düzenlenmiştir. Ayrıca anımsatmak gerekirse teknik araçlarla izleme tedbiri, bir koruma tedbiri olması ve gizli uygulanması sebebiyle kişilerin temel hak ve özgürlüklerine müdahale niteliğinde bünyesinde barındırmaktadır. Bu sebeple tedbire karar veren ve tedbiri uygulayan merciler, kişilerin temel hak ve hürriyetlerine karşı oluşabilecek vaki ihlallere karşı azami düzeyde özen göstermekle yükümlü olmaktadırlar.

Av. Begüm Gürel & Stj. Av. İpek Mengilli

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Fill out this field
Fill out this field
Lütfen geçerli bir e-posta adresi girin.
You need to agree with the terms to proceed

Menü