TOPLUMUN KANAYAN YARASI.. 6284 SAYILI YASANIN UYGULAMA SORUNLARI..

Yorum yapılmamış

Gerek Anayasamızda yer alan düzenlemeler, gerekse de ülkemizin imzalayıp onayladığı ve böylece taraf olduğu Uluslararası Sözleşmeler kapsamında; insanların yaşama hakkı ve güvenliğinin sağlanması, aile hayatı ve beden bütünlüğünün korunması, kadın-erkek eşitliğinin temin edilmesi için, devletimiz yükümlülük altında bulunup, Anayasada yer alan ilgili düzenleme aşağıda yer almaktadır.

“Anayasa madde 17. – Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Tıbbî zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbî deneylere tâbi tutulamaz. Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tâbi tutulamaz.” Şeklindedir..

Bu tanıma göre; kadına yönelik her tür şiddet, aynı zamanda anayasal hakkımız olan, kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının da ihlalidir. Şiddetin gerçekleşmeden önlenmesi veya mütemadi hâli gelen şiddetin sonlandırılması ise, devletin yükümlülüğündedir.

Ulusal düzeyde bakıldığında, kadına yönelik aile içi şiddetin önlenmesi amacıyla yürürlüğe giren ilk kanun, 4320 sayılı Ailenin Korunması Hakkındaki Yasadır. Aile içi şiddet sorunu çeşitli tedbirler ve hükümler çerçevesinde ve bu kanun kapsamında önlenmeye çalışılmış ise de yetersiz kalmış ve ne yazık ki, kâğıt üzerinde kalan bir metin olmaktan öteye gidememiştir.

4320 sayılı Kanunun yetersiz kalması sonucunda; kadına yönelen şiddetin, azalacağına artmasına bağlı olarak, kanun koyucu yeni bir düzenleme arayışına girmiştir.

Akabinde hazırlanan, 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun, 8 Mart 2012 tarihinde TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilmiş ve 20 Mart 2012 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

6284 sayılı yasanın kapsamı, 4320 sayılı yasadan oldukça farklı olmasına binaen, ilgili hükümlerinde şiddet, şiddet uygulayan, önleyici tedbir kararı ve tek taraflı ısrarlı takip gibi önemli kavramlar aşağıdaki gibi tanımlanmıştır:

Şiddet: Kişinin, fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik açıdan zarar görmesi veya acı çekmesiyle sonuçlanan ya da sonuçlanması muhtemel hareketleri, buna yönelik tehdit ve baskıyı, ya da özgürlüğün keyfî engellenmesini de içeren, toplumsal, kamusal veya özel alanda meydana gelen fiziksel, cinsel, psikolojik, sözlü veya ekonomik her türlü tutum ve davranışı,

Şiddet mağduru: Bu Kanunda şiddet olarak tanımlanan tutum ve davranışlara doğrudan ya da dolaylı olarak maruz kalan veya kalma tehlikesi bulunan kişiyi ve şiddetten etkilenen veya etkilenme tehlikesi bulunan kişileri,

Şiddet uygulayan: Bu Kanunda şiddet olarak tanımlanan tutum ve davranışları uygulayan veya uygulama tehlikesi bulunan kişileri,

Tedbir kararı: Bu Kanun kapsamında, şiddet mağdurları ve şiddet uygulayanlar hakkında hâkim, kolluk görevlileri ve mülkî amirler tarafından, istem üzerine veya resen verilecek tedbir kararlarını,

Tek taraflı ısrarlı takip: Aralarında aile bağı veya ilişki bulunup bulunmadığına bakılmaksızın, şiddet uygulayanın, şiddet mağduruna yönelik olarak, güvenliğinden endişe edecek şekilde, fiziki veya psikolojik açıdan korku ve çaresizlik duygularına sebep olacak biçimde, içeriği ne olursa olsun fiili, sözlü, yazılı olarak, ya da her türlü iletişim aracını kullanarak ve baskı altında tutacak her türlü tutum ve davranışıdır.

Bu tanımlara bakıldığında, 6284 sayılı Kanun ile 4320 sayılı Kanuna göre daha detaylı ve geniş kapsamlı tedbirler düzenlemiş ve bu tedbirleri alma yetkisi, hâkimin yanı sıra, ilgili kolluk ve mülki amirlere de verilmiş, böylece tedbirlerin kısa sürede alınarak, bu sayede mağduriyetin azalması amaçlanmıştır.

Ancak, tam da bu aşamada üzerinde durulması gereken asıl nokta, kanunun amacının, uygulamaya yanlış sirayet etmesi ve kanunda öngörülen tedbirlerin, amacı dışında kullanılmasıdır. Şöyle ki; 6284 Sayılı Yasa’nın 1. Maddesi’nde bu kanunun amacı şu cümlelerle açıklanmıştır:

Bu Kanunun amacı; şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınların, çocukların, aile bireylerinin ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişilerin korunması ve bu kişilere yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla, alınacak tedbirlere ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.” 

Yukarıda izaha çalışıldığı üzere;   

6284 sayılı yasanın 1.maddesinde “AMAÇ” olarak;

a.) “Şiddete” uğrayan,

b.) veya şiddete maruz kalan kadınların, çocukların, aile bireylerinin,

c.) keza “Tek taraflı ve ısrarlı takip mağduru olan” kişilerin korunması,

d.) bu kişilere yönelik şiddetin önlenmesine ilişkin hususlar belirlenmiştir.

Öte yandan; 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine Dair Yasa kapsamında, İKİ AYRI TEDBİR KARARI öngörülmektedir.

1.) Koruyucu Tedbirler: Şiddete uğrayan veya şiddet görme tehlikesi altında olan kişiler hakkında verilebilecek koruyucu, önleyici mahiyetteki tedbir kararları olup, bunlar şiddete maruz kalan kadın hakkında ‘sığınak, hukuki ve psikolojik destek gibi’ tedbirleri kapsamaktadır.

2.) Önleyici Tedbirler: Şiddet uygulayan ve/veya şiddet uygulama ihtimali olan kişi veya kişiler hakkında verilecek tedbir kararlarını kapsamaktadır.

Bu bağlamda koruyucu tedbir kararları, şiddet mağdurlarını korumaya yönelik olmasına karşın, önleyici tedbir kararları ise, şiddet uygulayanın şiddetini önlemek veya şiddetin tekrarlanmamasını sağlamaya yöneliktir.

Bu amaçlar doğrultusunda, koruyucu tedbir kararlarında, tedbir talep eden kimse tedbirin muhatabı olurken (Kendisine ve gerekiyorsa beraberindeki çocuklara, bulunduğu yerde veya başka bir yerde uygun barınma yeri sağlanması, Psikolojik, meslekî, hukukî ve sosyal bakımdan rehberlik ve danışmanlık hizmeti verilmesi v.b ), önleyici tedbir kararlarında, aleyhinde tedbir talep edilen kişiler muhatap konumundadır (Şiddet mağduruna yönelik olarak şiddet tehdidi, hakaret, aşağılama veya küçük düşürmeyi içeren söz ve davranışlarda bulunmama, Müşterek konuttan veya bulunduğu yerden derhâl uzaklaştırılma v.b).

Öte yandan; 6284 sayılı Kanun’un 8. maddesinin 3. Fıkrasında yer alan düzenleme; koruyucu tedbir kararı verilebilmesi için, şiddetin uygulandığı hususunda delil veya belge aranmaz. Önleyici tedbir kararı, geciktirilmeksizin verilir.” Şeklindedir.

Koruyucu tedbir kararları, şiddet mağdurlarına yönelik olması sebebiyledir ki, bu tedbirlere başvurmak için şiddetin uygulandığı konusunda delil veya belge aranmamaktadır. Oysa önleyici tedbirler, şiddet uyguladığı iddia edilen kimselere yönelik olması ve bu kimseler hakkında bazı kısıtlamalar getirmesi sebebiyle delil veya belge aranmadan verilemeyecektir. Kanun koyucu, koruyucu tedbirlere ilişkin olmak üzere kabul ettiği “delil veya belge aranmama” şartını önleyici tedbirler açısından benimsememiş, “önleyici tedbir kararları geciktirilmeksizin verilir” demekle yetinmiştir.

Bu hüküm, şiddet mağduru kadınlar için, etkili bir koruma sayılabilmekte ise de, uygulamada ne yazık ki, bazı durumlarda adeta kurunun yanında yaşın da yanmasına sebep olmaktadır.

Şöyle ki; yasal düzenleme yapılırken, önleyici tedbir kararlarının verilmesine ilişkin  “AÇIK, ANİ, YAKIN TEHLİKE” GİBİ, HERHANGİ BİR KRİTERİN BELİRLENMEMİŞ OLMASI NEDENİYLE, uygulamada maalesef, Anayasada teminat altına alınan TEMEL HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİN İHLALİNE YOL AÇABİLECEK CİDDİ SORUNLAR çıkmaktadır.

Anılan yasa uyarınca; hâkim tarafından önleyici tedbir kararlarının verilmesi için herhangi bir kritere ihtiyaç duyulmadığından, tedbir talep eden kişinin kötü niyetli olması halinde, ilgili yasal düzenleme sırf bu nedenle, açıkça talepte bulunan kişinin kötü amacına hizmet etmiş olacaktır.

6284 sayılı Kanun’un öngördüğü tedbirlerin ve bu tedbirlere ilişkin karar mercilerinin, yasayı yanlış yorumlaması ve uygulaması durumunda ise, adil yargılanma hakkının da bir unsuru olan, LEKELENMEME HAKKININ VE MASUMİYET KARİNESİNİN SIKÇA İHLAL EDİLECEĞİ HUSUSU aşikârdır.

Eş deyişle; bazı mahkemeler tarafından, alelusul yazılmış ve hiç bir yasal dayanağı bulunmayan dilekçelerde yer alan taleplere ilişkin, ÖN İNCELEMEYE DAHİ TABİ TUTULMAKSIZIN, adeta basmakalıp (birbirinin aynı) ifadeler ile hatta tabir-i caiz ise ‘önceki kararlardan kopyala-yapıştır metodu ile’ ÖNLEME TEDBİRİ KARARLARI VERİLMESİ sonucunda, anayasada teminat altına alınan temel hak ve özgürlüklerin ihlaline sebebiyet verilmektedir.

Bu durumun nedenini ise, kısaca şu şekilde açıklamak mümkündür..

1. Kanunun, koruyucu tedbirler için öngörülmüş, delil veya belge aranmaksızın tedbirlere karar verebilme şeklindeki düzenlemesi, hatalı değerlendirme ile önleyici tedbirler söz konusu olduğunda da uygulanmaktadır. Kanunun, “delil veya belge aranmaksızın” şeklindeki düzenlemesinin, tedbir talep edenin kendisine dönük olarak verilen koruyucu tedbir kararlarında uygulanması bir derece kabul edilebilirken, şiddet uyguladığı iddia edilen kimselere yönelik olarak verilen ve bu kimseler hakkında bazı kısıtlamalar getiren önleyici tedbirlerde kabul edilebilmesi mümkün değildir.

2. UYGULAMADA BAZI HÂKİMLER MAALESEF, önleyici tedbirlere ilişkin yasada yer alan Önleyici tedbir kararı, geciktirilmeksizin verilir. şeklindeki düzenlemeyi, çok geniş ve yanlış yorumlamak suretiyle, iddiayı destekleyen ya da kanıtlayan herhangi bir belge veya delil hatta İZ VEYA EMARE DAHİ ARAMAKSIZIN, şiddete uğradığını iddia eden kişinin basit bir talebi üzerine, böylesi kararları vermektedirler.

3. Meselenin daha da vahim olan başka bir yönü, anılan kanunun, eşinden ayrılma niyeti bulunan kişiler tarafından kötü niyetli olarak kullanılmasında karşımıza çıkmaktadır. Uygulamada, şiddete uğrama tehlikesi olmayan eş tarafından, diğer eş aleyhine otomatik olarak alınan koruyucu veya önleyici tedbir kararları, eşlerin boşanma davasında haksız yere,  “aleyhinde şiddet uygulandığına dair delil” olarak sunulabilmektedir.

4. Talep üzerine adeta otomatikman alınabilinen tedbir kararının, boşanma davası açıldığında,eşe karşı aile içi şiddet uygulandığına dair’ diğer eş aleyhine delil olarak sunulabilmesi örneğinden de anlaşılacağı üzere, iddiayı destekleyen ya da kanıtlayan herhangi bir belge veya delil hatta iz veya emare dahi aramaksızın verilen tedbir kararları, Anayasada teminat altına alınan temel hak ve özgürlüklerin ihlaline yol açmasının yanı sıra, başkaca dolaylı mağduriyetlere de sebebiyet vermektedir.

Uygulamada ortaya çıkan bu fiili durum, birçok hukuki problemin doğmasına neden olmasının yanı sıra, toplumun kanayan yarası haline gelmektedir..

Anılan Kanunun; kötü niyetli olarak kullanılması ve böylece Anayasal hakların ihlali yanında dolaylı bir takım mağduriyetlere de sebebiyet vermesine ilişkin uygulama örneklerini elbette ki çoğaltmak mümkündür.

Örneğin; bir tartışma esnasında hiçbir şekilde şiddet uygulanması söz konusu olmaksızın, eşinin kendisi ile sesini yükselterek konuştuğunu iddia eden ve hatta ‘AKŞAMLARI SÜREKLİ KOCAMIN İSTEDİĞİ TV KANALINI SEYRETMEK ZORUNDA OLDUĞUM İÇİN, PSİKOLOJİK ŞİDDETE MARUZ KALIYORUM’ iddiasında bulunan bir kadının talebi dahi, maalesef uygulamada bazı yargıçlar tarafından kabul görüp, bu yasa kapsamında tedbir kararı verilmektedir.

Böylece; aile içerisinde gerçekleşen çok basit bir sözlü tartışma nedeniyle, eşine ızrar vermek isteyen veya eşini bir anlamda cezalandırmak isteyen kadının, kolluğa yaptığı şikayete karşılık, kolluk derhal olaya müdahale edip, diğer eş için 6284 sayılı Kanun md.5/1(b) ve md.5/2 KAPSAMINDA, müşterek konuttan uzaklaştırılma tedbirini derhal uygulayabilmektedir.

Bahse konu tedbirin temel amacı, şiddet uygulayan veya uygulama tehlikesi olan kişinin, müşterek konuttan veya bulunduğu yerden uzaklaştırılması ve müşterek konutun korunan kişiye tahsisidir.

Fakat bu noktada; haksız yere evden uzaklaştırılan kocanın, “maddi durumu geçici barınma ihtiyacını karşılayabilecek mertebede midir” veya “kalabileceği bir başka yer var mıdır”, sorularına ise maalesef cevap aranmamaktadır..

Hâlbuki böylesi bir olayın meydana geldiği iddiasının ileri sürülmesi ve doğrudan kolluk veya mahkemeye intikali halinde, ÖNCELİKLE KOLLUK sonrasında, GÖREVLİ MAHKEME, en azından basit bir tahkikat yapmış olsa, iddianın doğru olup olmadığı hususu ortaya çıkabileceği gibi, diğer eşin yukarıda yer alan misaldeki gibi bir durum karşısında ne yapabileceğini de, göz önüne alması gerekecektir. 

UYGULAMADA KARŞIMIZA ÇIKAN BAŞKA BİR SORUN.. KAMUYA MÂL OLMUŞ KİŞİLERE KONUŞMA YASAĞI..

Yasanın uygulamada ciddi biçimde yanlış yorumlanması nedeniyle;  kamuya mal olmuş kişilerin, kendileri hakkında basında yapılan haberleri engellemek amacıyla, Asliye Hukuk Mahkemesine başvurarak, yayın yasağı zımnında ihtiyati tedbir kararı almak yerine, Aile Mahkemelerine başvurmak suretiyle, evrak üzerinde ve çok basit olarak verilen, ‘şiddet mağduruna yönelik hakaret, aşağılama veya küçük düşürmeyi içeren söz ve davranışlarda bulunmama’ şeklindeki önleyici tedbire başvurduğu, böylece 6284 SAYILI YASAYI AMACI DIŞINDA KULLANDIĞI GÖRÜLMEKTEDİR.

Oysaki; basına yansıyan haberlerin, 6284 sayılı Kanun md.2(d) kapsamında şiddet tanımı içerisinde değerlendirilmesi, her şeyden önce; Anayasa ile koruma altına alınan “düşünce ve kanaat hürriyeti (md. 25)”, “düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti (md. 26)” ile “basın hürriyeti (md. 28)” ne aykırılık teşkil etmektedir.

Kanunun anlatılan biçimde amacı dışında kullanılmasının sebebi ise, hiç şüphesiz, iddiayı destekleyen ya da kanıtlayan herhangi bir belge veya delil, hatta iz veya emare dahi aramaksızın, önleyici tedbirlere hükmedilmesi şeklinde gelişen uygulama ve bu uygulamanın bilincinde olan kimselerin oluşan bu açığı kullanma çabalarıdır

Görüldüğü üzere; bu kanunun kötü niyetli kişiler tarafından kullanılması kaçınılmazdır. Çünkü; yukarıda da izah edildiği şekliyle, 6284 sayılı Kanun kapsamında şiddete uğradığı iddia edilen kişi lehine, uygulamada maalesef çoğu hâkim tarafından, herhangi bir iz ya da emare aranmaksızın, talep doğrultusunda tedbir kararları verilmekte ve çoğu zaman bu kararlara karşı yapılan haklı itirazlardan da ne yazık ki herhangi bir netice alınamamaktadır.

Hal böyle olunca; sadece soyut bir iddia üzerine verilen bu tarz kararları ciddi anlamda eleştirmemek, hatta ‘yasal düzenlemenin amacı bu değil dememek’ ne yazık ki mümkün değildir..

İşte bu nedenle; yukarıda yer alan örneklere ilişkin, somut çözümler bulunabilmesi, mevcut yasal düzenlemenin yanlış uygulanması nedeniyle zor gözüktüğü için, yeni bir düzenleme yapılana kadar, mezkûr Kanun’un uygulanması ile ilgili, ‘hukuk devleti ilkesi ve masumiyet karinesinin ihlal edilmesinin önlenmesi’ hususunda, hâkimlere büyük görev düşmektedir.

Dolayısıyla; önleyici tedbir kararının verilebilmesi için, kesin delil aranmasa da, aleyhinde tedbir kararı verilecek kişinin, mağdura yönelik, (en azından), 6284 sayılı kanunun 2. maddesinde şiddet olarak tanımlanan tutum ve davranışlarda bulunduğunun veya somut olayda böyle bir tehlikenin varlığını gösteren yeterli iz veya emarenin bulunduğunun MAHKEMECE TESPİTİ ELZEMDİR.

6284’ DEN BU YANA KADIN CİNAYETLERİ ARTMAKTADIR..

Öte yandan; 2012’den beri yürürlükte olan 6284 sayılı kanunun yürürlüğe girmesinden bu yana, KADIN CİNAYETLERİNİ ARTTIRDIĞI HUSUSU, aşağıda yer alan istatistikler ile de  tescillenmiştir..

Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından paylaşılan verilere göre; 2011 yılında 121 kadın cinayeti vakası rapor edilirken, 6284 sayılı yasanın çıkarıldığı 2012 yılında, bu sayının 210’a, 2013’te 237’ye, 2014’te 294’e, 2015’te 303’e, 2016’da 328’e ulaştığı net olarak belirlenmiş bulunmaktadır.

Böylece; her ne kadar kadına yönelik şiddeti önleme amacıyla hazırlanmış olsa da, Türk aile yapısı dikkate alınmadan hazırlanan 6284 sayılı kanunun, yukarıda yer alan resmi veriler dikkate alındığında, aile fertlerini adeta cinnete sürüklediği tescillenmiş olmaktadır..

Çünkü; Yasanın çıktığı 2012 yılından bu yana, kadın cinayeti vakalarının yaklaşık 3 kat arttığı, maalesef tartışmasız bir biçimde görülmektedir.

           Konu derinlemesine incelendiğinde ise, taraflar arasında şiddet olmasa dahi, kadının en küçük şikayetine binaen, erkeklerin evlerinden 1 ila 6 aylık uzaklaştırılmasını öngören 6284 ile, adeta öfke patlamaları yaşanmakta, yasanın yanlış hükümlerinin ve uygulamada açıkça görülen yorum hatalarının, cinayet vakalarına neden olduğu düşüncesine dayanak oluşturmaktadır..

Ayrıca önemle altını çizmemiz gerekir ki;  ‘İstanbul Sözleşmesi’ olarak bilinen Avrupa Konseyi Sözleşmesi hükümleri göz önüne alınarak hazırlanan 6284 sayılı Kanun’un, Türkiye’nin dokusuna uymadığını belgeleyen rakamlara ulaşılmış olması da, konunun başka bir vahim yönüdür..

BİR BABANIN EVİNE 3 AY, 5 AY, 6 AY GİREMEMESİ NE DEMEKTİR?

Bu yasa ile hiçbir belge aranmaksızın evinden uzaklaştırılan, beyanına dahi başvurulma gereği duyulmayan erkeğin, ne barınma ihtiyacı sağlanmakta, ne de kendisine psikolojik destek sağlanmaktadır.. Maddi gücü yoksa, ortalama 6 ay sokaklarda yatan bir eşin, nasıl bir psikolojik travmaya girebileceği hususu, maalesef devletimizce düşünülmemektedir..

Çocuğuna, yuvasına hatta eşine duyduğu özlemin yanı sıra, erkeğin katlandığı yasaklar,  öfke seline dönüşebilmekte ve maalesef evinden uzaklaştırılan aile ferdi, bu defa adeta ‘eşine karşı intikam hisleriyle dolu’ patlamaya hazır bomba haline gelmektedir.

Sonuç olarak; 6284 sayılı kanunun kötüye kullanılmasının önüne geçilmesi için; öncelikle yeni bir yasal düzenlemeye acilen ihtiyaç duyulmasının yanı sıra, uygulamada, kanunun lafzına ve amacına bakarak, somut olayın özelliklerini de dikkate almak suretiyle yorum yapma konusunda, karar mercilerinin ağır bir sorumluluğu bulunmaktadır..

Av. Begüm GÜREL (L.L.M)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Zorunlu alan!
Zorunlu alan!
Lütfen geçerli bir e-posta adresi girin.
You need to agree with the terms to proceed

Menü