AİLENİN KORUNMASI VE KADINA KARŞI ŞİDDETİN ÖNLENMESİNE DAİR KANUNUN UYGULANMASINDA ORTAYA ÇIKAN SORUNLAR

İnsanların temel hak ve hürriyetlerinin sağlanması, aile hayatının, yaşam hakkının ve beden bütünlüğünün korunması, kadın ve erkek eşitliğinin temin edilmesi anayasal birer hüküm olarak devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmış ve teminat altına alınmıştır.

Bununla birlikte, ülkemizin imzalayıp onayladığı Uluslararası Sözleşmeler de insanların yaşama hakkını, güvenliğini, aile hayatının korunmasını, kadın-erkek ayrımcılığı yapılmamasını öngörür ve bunların temin edilmesini taraf devletlere pozitif yükümlülük olarak yükler.

Anayasanın 17. maddesinde düzenlenen, beden bütünlüğünün dokunulmazlığı ve yaşam hakkı güvence altına alan, hüküm şu şekildedir:

“MADDE 17. – Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Tıbbî zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbî deneylere tâbi tutulamaz. Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tâbi tutulamaz.”

Bu tanıma göre; kadına yönelik her tür şiddet, anayasal bir hakkımız olan, kadının insan haklarının ihlalidir. Şiddetin gerçekleşmeden önlenmesi veya süren şiddetin sonlandırılması devletin yükümlülüğündedir.

Ulusal düzeyde bakıldığında, kadına yönelik ve aile içi şiddetin önlenmesi amacıyla yürürlüğe giren ilk kanun, 4320 sayılı Ailenin Korunması Hakkındaki Kanundur. Aile içi şiddet sorunu çeşitli tedbirler ve hükümler çerçevesinde bu kanun kapsamında önlenmeye çalışılmış ise de, yetersiz kalmış ve ne yazık ki kâğıt üzerinde kalan metinden öteye gidememiştir.

Kadına yönelen şiddetin artması ve 4320 sayılı kanunun yetersiz kalması neticesinde; kanun koyucu yeni bir düzenleme arayışına girmiştir. Akabinde; ilgili STK’ların da desteğiyle hazırlanan, 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun, 8 Mart 2012 tarihinde TBMM Genel Kurulu’nda oy birliği ile kabul edilmiş ve 20 Mart 2012 tarihinde Resmi Gazete ’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

6284 sayılı yasanın ilgili hükümlerinde şiddet, şiddet uygulayan, önleyici tedbir kararı ve tek taraflı ısrarlı takip, aşağıdaki gibi tanımlanmıştır:

Şiddet: Kişinin, fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik açıdan zarar görmesiyle veya acı çekmesiyle sonuçlanan veya sonuçlanması muhtemel hareketleri, buna yönelik tehdit ve baskıyı ya da özgürlüğün keyfî engellenmesini de içeren, toplumsal, kamusal veya özel alanda meydana gelen fiziksel, cinsel, psikolojik, sözlü veya ekonomik her türlü tutum ve davranışı,

Şiddet mağduru: Bu Kanunda şiddet olarak tanımlanan tutum ve davranışlara doğrudan ya da dolaylı olarak maruz kalan veya kalma tehlikesi bulunan kişiyi ve şiddetten etkilenen veya etkilenme tehlikesi bulunan kişileri,

Şiddet uygulayan: Bu Kanunda şiddet olarak tanımlanan tutum ve davranışları uygulayan veya uygulama tehlikesi bulunan kişileri,

Tedbir kararı: Bu Kanun kapsamında, şiddet mağdurları ve şiddet uygulayanlar hakkında hâkim, kolluk görevlileri ve mülkî amirler tarafından, istem üzerine veya resen verilecek tedbir kararlarını,

Tek taraflı ısrarlı takip: Aralarında aile bağı veya ilişki bulunup bulunmadığına bakılmaksızın, şiddet uygulayanın, şiddet mağduruna yönelik olarak, güvenliğinden endişe edecek şekilde fiziki veya psikolojik açıdan korku ve çaresizlik duygularına sebep olacak biçimde, içeriği ne olursa olsun fiili, sözlü, yazılı olarak ya da her türlü iletişim aracını kullanarak ve baskı altında tutacak her türlü tutum ve davranışıdır.

6284 sayılı yeni Kanun, 4320 sayılı kanuna göre daha detaylı ve geniş kapsamlı tedbirler düzenlemiş ve bu tedbirleri alma yetkisini hâkimin yanı sıra ilgili kolluk ve mülki amirlere de vermiş, böylece tedbirlerin kısa sürede alınarak, bu sayede mağduriyetin azalması amaçlanmıştır.

Ancak, tam da bu aşamada üzerinde durulması gereken asıl nokta, kanunun amacının, uygulamaya sirayet etmesi ve kanunda öngörülen tedbirlerin, amacı dışında kullanılmamasıdır.

Şöyle ki; 6284 Sayılı Yasa’nın 1. Maddesi’nde bu kanunun amacı şu cümlelerle açıklanmıştır:
Bu Kanunun amacı; şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınların, çocukların, aile bireylerinin ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişilerin korunması ve bu kişilere yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla alınacak tedbirlere ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.” 

Yukarıda izaha çalışıldığı üzere;   

1.) 6284 sayılı yasanın 1.maddesinde “AMAÇ” olarak;
a.) “Şiddete” uğrayan,
b.) veya şiddete maruz kalan kadınların, çocukların, aile bireylerinin,
c.) keza “Tek taraflı ve ısrarlı takip mağduru olan” kişilerin korunması,
d.) bu kişilere yönelik şiddetin önlenmesi, belirlenmiştir.

6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Yönelik Şiddetin Önlenmesine Dair Yasa, iki ayrı tedbir kararı öngörmektedir.

1.) Koruyucu Tedbirler: Şiddete uğrayan veya şiddet görme tehlikesi altında olan kişiler hakkında koruyucu tedbir kararları. Bunlar şiddete maruz kalan kadın hakkında alınacak tedbir kararlarını (sığınak, hukuki destek, psikolojik destek gibi) kapsamaktadır.

2.) Önleyici Tedbirler: Şiddet uygulayan ve/veya şiddet uygulama ihtimali olan kişi veya kişiler hakkında alınacak tedbir kararlarına denilmektedir.

Koruyucu tedbir kararları, şiddet mağdurlarını korumaya yönelik iken, önleyici tedbir kararları şiddet uygulayanın şiddetini önlemek veya şiddetin tekrarlanmamasını sağlamaya yöneliktir.

6284 sayılı Kanun’un 8. maddesinin 3. Fıkrası uyarınca; “koruyucu tedbir kararı verilebilmesi için, şiddetin uygulandığı hususunda delil veya belge aranmaz. Önleyici tedbir kararı, geciktirilmeksizin verilir.”

Bu hükümler, şiddet mağduru kadınlar için etkili bir koruma sayılabilmekte ise de, uygulamada ne yazık ki bazı durumlarda, adeta kurunun yanında yaşın da yanmasına sebep olmaktadır.
Yasal düzenleme yapılırken, “AÇIK, ANİ, YAKIN TEHLİKE” GİBİ BİR UNSURA, (KRİTERE) YER VERİLMEMİŞ OLMASI NEDENİYLE,

Uygulamada maalesef Anayasada teminat altına alınanHAK VE ÖZGÜRLÜKLERİN İHLALİNE YOL AÇABİLECEK CİDDİ SORUNLAR doğurmaktadır. 6284 sayılı Kanun’un öngördüğü tedbirlerin yanlış yorumlanması ve uygulanması durumunda, adil yargılanma hakkının da bir unsuru olan lekelenmeme hakkının ve masumiyet karinesinin çokça ihlal edileceği hususu aşikârdır.

Söz konusu yasa uyarınca; bu kararın hâkim tarafından verilmesi için herhangi bir belge ya da delile ihtiyaç duyulmadığı için, koruyucu tedbir talep eden kişinin kötü niyetli olması halinde,  kanun maddesi bu nedenle açıkça kötü amaca hizmet etmiş olacaktır.

Eş deyişle; mahkemelerin, ale’lusul ile yazılmış ve yasal dayanaktan yoksun dilekçelere, adeta basmakalıp (birbirinin aynı) ifadeler ile önleme tedbiri kararı vermeleri ile bu kararların, kamu vicdanını yaralayacağı hususu, aşikârdır.

Bu durumun nedenini kısaca şu şekilde açıklamak mümkündür; şiddete uğradığın iddia eden kişinin iddiası üzerine, kişinin bu iddiasını destekleyen ya da kanıtlayan herhangi bir belge ya da beyan aranmaksızın, hâkimlerin koruma kararını şiddete dair herhangi bir delil, iz, emare aramaksızın, talep üzerine bu kararı vermeleridir.

Bahse konu kanun, eşinden ayrılma niyeti bulunan eş tarafından da kötü niyetli olarak kullanılabilmektedir. Örneğin; şiddete uğrama tehlikesi olmayan eş tarafından, diğer eş aleyhine otomatik olarak alınan koruma kararı, eşlerin boşanma davasında haksız yere “şiddet uyguladığına dair delil” olarak sunulabilmektedir.

Tedbir kararının şiddet uygulandığına dair delil olarak sunulması, alınan tedbir kararının önemini göstermektedir. Bu kadar önemli olan tedbir kararının hiçbir delil aranmaksızın kolayca alınabilmesi, birçok hukuki problemin ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

Mezkur Kanuna uygulanması açısından bakıldığında; çok geniş bir uygulama alanı bulunduğu görülmektedir. Örneğin; komşusunun devamlı surette hakaretine maruz kaldığını iddia eden kat maliki kadın, komşusuna karşı mahkemeden bu yasa kapsamında koruyucu tedbir alabilmektedir.

Yukarıda yer alan somut sorulara somut cevaplar bulunabilmesi, mevcut yasal düzenleme karşısında mümkün olmadığı için, yeni bir düzenleme yapılana kadar, hâkimlere büyük görev düşmektedir.

Dolayısıyla; önleyici tedbir kararının verilebilmesi için, kesin delil aranmasa da, aleyhinde tedbir kararı verilecek kişinin, mağdura yönelik, (en azından), 6284 sayılı kanunun 2. maddesinde şiddet olarak tanımlanan tutum ve davranışlarda bulunduğunu veya somut olayda böyle bir tehlikenin varlığını gösteren yeterli emarenin bulunduğunun mahkemece tespiti elzemdir.

Görüldüğü üzere; bu kanunun kötü niyetli kişiler tarafından kullanılması ihtimali kaçınılmazdır. Çünkü yukarıda da izah ettiğimiz üzere, 6284 sayılı kanun kapsamında şiddete uğradığı iddia edilen kişi lehine önleyici tedbir kapsamında koruyucu tedbir kararı verilirken, hâkim tarafından herhangi bir delil ya da belge aranmadan tedbir doğrultusunda karar verilmektedir ve çoğu zaman bu kararlara karşı yapılan haklı itirazlara da ne yazık ki herhangi bir netice alınamamaktadır.

Sonuç olarak; 6284 sayılı kanunun kötüye kullanılmasının önüne geçilmesi için; kanunun lafzına ve amacına bakarak, somut olayın özelliklerine göre yorumlama yaparak karar verilmesi gerektiği kanaatindeyiz.

Av. Begüm GÜREL

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Zorunlu alan!
Zorunlu alan!
Lütfen geçerli bir e-posta adresi girin.
You need to agree with the terms to proceed

Menü